Psikodinamik psikoloji-psikanalitik kuram

Ruhsal süreçlerin bilinçdışı işleyebildiği görüşü, Freud’un geliştirdiği psikanalitik kuramın temelini oluşturur.

Psikanalitik kuramın temel varsayımlarından biri, "ruhsal nedensellik" varsayımıdır. Bu varsayıma göre, davranışları, duyguları, düşünceleri ve eylemleri içeren tüm ruhsal olaylar, rastgele değil, nedensel olarak önceki olayların sonucunda oluşmaktadır. Diğer bir ifadeyle, her ruhsal olay kendinin öncülü olan bir başka olay tarafından belirlenmektedir.

Bir diğer temel varsayım ise, bilinçdışının ruhsal süreçlerdeki yeri ve anlamıyla ilgilidir. Buna göre, ruhsal süreçler büyük bir sıklıkta ve önemde bilinçdışında seyretmektedir. İki varsayım birbirini tamamlar niteliktedir. Ruhsal olayların tümüyle bilinçte yer aldığını düşündüğümüzde ve onları sadece bilinçliliğe ilişkin verilerle açıklamaya çalıştığımızda, ruhsal süreçleri anlamamız mümkün olamamaktadır.

Bilinçdışı kavramına, zihinsel dinamiklerin rol oynadığı deneyimler üzerinde çalışılarak ulaşılmıştır. Zihinsel süreçler ya da fikirler, kendileri bilinçli hale gelmeseler bile, zihinsel yaşam üzerinde güçlü etkiler oluşturmaktadırlar. Psikanalitik kuram, bu tür fikirlerin, belirli bir güç bunlara karşı koyduğu için bilince çıkamadıklarını, öyle olmasaydı bilinçli hale gelebileceklerini varsayar.

Her ruhsal eylem, bilinçdışı olarak başlar. Ya öyle kalır ya da bilinçli olma yolunda gelişmeye devam eder. Bu, herhangi bir dirençle karşılaşıp karşılaşmaması ile bağlantılıdır. Bilinçöncesi ve bilinçdışı arasındaki fark birincil değildir; savunmalar geliştikten sonra netlik kazanır. Bu aşamalar bir fotoğrafın oluşumu gibidir. Her fotoğraf önce negatif denilen süreçten geçer, ancak seçilen bazıları pozitif sürece ulaşır, yani resme dönüşür. Bilinçdışı süreçlerde zaman kavramı ya da zamanla ilgili bir bağlantı yoktur. Geçicilik ve zaman içinde değişim söz konusu değildir. Geçmiş, şimdi, gelecek tümüyle birdir. İç gerçek, dış gerçekliğin yerine geçmiştir. Bilinçdışı bir anının, bir dürtünün gerçekte yaşanmış olup olmadığının bir önemi yoktur. Gerçeklik ilkesi yerine haz ilkesi geçerlidir. Bilinçdışı dürtü ve istekler haz ilkesine bağlı olarak boşalım ve doyum ararlar, bu nedenle bilinci zorlama eğilimi gösterirler. Bunlar, özellikle takılma (fiksasyon) oluşturmuş çocukluk dönemi istekleridir.

Bugün muayene yöntemi, nevroz tedavisi ve klinik psikolojik verilerin adı olarak psikanaliz; çalışkan, dirençli, inatçı ve yalnız bir bilim adamının hem kendisine hem de çevreye yönelik verdiği, bir ömrü kapsayan mücadelesinin sonucunda ortaya çıkmış bir bilim dalıdır. Freud, 1957’de yazdığı “Psikanalizin Güçlüğü” adlı makalesinde, insanlığın tarihi gelişimi içinde üç ağır yara aldığını ve bunları kabullenmesinin uzun mücadelelere neden olduğunu yazmaktadır ki bunlardan birincisi, Kopernik’in dünyanın güneşin etrafında döndüğünü söylemesi; ikincisi, Darwin’in insanların atasının maymun olduğu tezini ileri sürmesi; üçüncüsü ise kendisinin, bütün yerleşik inançlara karşın insanın hiçbir zaman kendi ruhunu kontrol edemeyişi, yönlendirmelerin bilinçdışından kaynaklandığı görüşü idi. Bu üç ciddi görüş, bugün de yankılarını, insanda kısıtlı da olsa süregiden narsisistik yaralanmalara neden olarak sürdürmektedir.

Konusu insan psikolojisi ve davranışları olan bir bilim dalının, hızla değişen toplumsal koşullardan etkilenmesi; yeni görüşler ve düşüncelerden etkilenmesi kaçınılmazdır. Ancak, sonradan geliştirilen görüşler de Freud’un öneminin daha iyi anlaşılmasına yardımcı olmuştur. Vurgulamak gerekir ki bu yeni görüşler, hâlen, çeşitli katkılarına karşın, onun oluşturduğu tedavi yönteminin ana hatlarına köklü bir değişiklik getirememiştir.


Psikanalitik Piskoterapi Nedir?

Bana göre, güvenilir ve anlayışlı bir insani ilişkinin sağlanmasıdır; bu ilişki derinden bastırılmış travmalı çocukla öyle bir temas kurar ki, insan yeni, gerçek bir ilişkinin verdiği güvenle, ilk oluşturucu yılların travmatik mirasıyla -bu miras yüzeye çıktıkça ya da bir patlamayla bilince yükseldikçe- yaşayabilir hale gelir.


Psikanalitik terapi deneysel bilimlerin "teknik"lerinden birine, kendiliğinden işleyen nesnel bir "kendinde şey"e benzemez. Bir etkileşim sürecidir, iki değişkenin, özgür kendiliğinden gelişmeye doğru birlikte çalışan iki insanın kişiliklerinin bir sonucudur.


- Harry Guntrip

Psikanalitik psikoterapi

Psikanalitik psikoterapi, aşırı duygusal gerginlikten kurtulmanıza, kendiniz hakkında daha fazla şey öğrenmenize ve kendinizi daha iyi tanımanıza yardımcı olur. Psikanalitik terapi, davranışlarımızın, düşüncelerimizin ve tutumlarımızın büyük bir kısmının ruhun bilinçdışı kısmı tarafından kontrol edildiği ve bu nedenle olağan bilinçli kontrol altında olmadığı anlayışına dayanmaktadır. Bilinçdışı zihin, normal bilincin doğrudan erişemeyeceği birçok zihinsel süreç, arzu, ihtiyaç, tutum, anı ve inançtan oluşur. Ruhsal bozukluğu olmayan bir kişi de kendisinin daha fazla farkına varmak ve hayatını değiştirmek amacıyla psikanalitik terapiye gelebilir.

Psikanalitik Çerçeve

Terapide kişi hayatını, ilişkilerini, planlarını, hedeflerini, fantezilerini, hayallerini, duygularını özgürce konuşabilir ve terapistle birlikte hangi bilinçdışı güçlerin aşırı gerginliğe, huzursuzluğa neden olduğunu, bilinçli ve arzulananların gerçekleşmesini engellediğini anlamaya çalışırız. İnsan istediği her şey hakkında konuşabilir ama istemediği veya henüz konuşmaya hazır olmadığı şeyler hakkında konuşmak zorunda değildir. Terapist yargılamaz ve yargıç değildir; bilinçdışının istenen ve istenmeyen olayların oluşumunu nasıl etkilediğini daha iyi anlamaya yardımcı olur. Bunun farkına vararak hayatımızı daha bilinçli bir şekilde yeniden düzenleyebiliriz. Terapist durumu yeterince anladıktan sonra kendi yorumlarını ve açıklamalarını sunabilir.

Psikanalitik terapi genellikle haftada 1 ya da 2 kez yapılır. Seanslar görüşme şeklinde gerçekleşir ve 45 dakika sürer. Haftalık seans sayısı ve tercihen süre de sabittir. İnsanın gelişimi ve değişimi bireysel olduğundan, sabit sayıda terapi seansı veya sabit bir süre ile sorunun çözülmesi mümkün değildir. Kişi hedeflerine ulaştığında, dürtüsel davranışlar olmadan olumsuz duyguları tolere edebildiğinde ve bilinçli olarak kendisi için en iyi şekilde hareket edebildiğinde terapi biter.

Her soruna ve her insana uygun evrensel bir terapi yoktur, önemli olan kendinize uygun olanı bulmaktır.

İşte Freud'dan başlayarak ve hâlen de hiç durmadan devam eden kazı çalışmalarından elde ettiğimiz ruhsal ganimetlerle daha da güçlenerek, tıpkı bir şairin belki de insanlık için iz bırakacak olan şiirini yazarkenki istenci gibi biz de benzer bir istençle ruhun bilgisini kavramaya devam edeceğiz.

KAZI
Bir kazı eylemindeyim yazarken
Sözcükler kazma kürek
Kendimi deştikçe
Deşiyorum geleceği

(Fazıl Hüsnü Dağlarca'dan yayımlanmamış bir dörtlük)

Freud, kendi rüyalarını yorumlayacağını yazarken şu alıntıya yer veriyor:


"Her psikolog, bulanık bir soruna ışık tutabileceğine inanması hâlinde kendi zayıflıklarını bile itiraf etme yükümlülüğü altındadır."


Joseph Delboeuf (1885)


Psikolog randevu alPsikolog Ercan Taş'ı Arayın